Bayrama Hayatta Ulaşmanın Sadakası: Fitre, Osman Karyağdı

Avatar wiseinstitute | Mayıs 4, 2021

Allah’a şükür, acısıyla-tatlısıyla, iftarı-sahuruyla, teravihi-mukabelesiyle bir Ramazan’ı daha tamamlamanın huzurunu yaşıyoruz. Ramazan, orucu, sadaka-zekâtı ve namazlarıyla yoğun bir ibadet ayı. Ramazan’la alakalı olarak, bayramdan önce yapılması gereken çok önemli, bereket kaynağı bir ibadet daha var: “Fitre” veya başka bir ifadeyle “Fıtır sadakası.”

Arapça “فِطْر – fıtr” kelimesini biraz incelterek Türkçede “fitre” diyoruz. Fıtr, orucu açmak, oruç tutmaya son vermek, oruç ibadetini tamamlamak manasına geliyor. Zaten Ramazan Bayramı’nın Arapçadaki karşılığı da “Îdü’l-fıtr”dır, yani orucu hakkıyla tutup tamamlamanın şükrü, bayramı…

Ramazan’ın bayramına, îdül-fıtr, Ramazan ayını hayatta/canlı geçirmeye, Ramazan ile gelen bereketten istifade edebilmeye şükür/teşekkür ile mukabele için verdiğimiz sadakaya da “sadaka-i fıtr” denilir. Evet, Ramazan Bayramı’nı bizimle beraber herkes aynı neşe ve sevinç içinde yaşasın diye -sevindirecek ölçüde- verdiğimiz sadakaya “fitre” diyoruz.

Fitre Vaciptir; Vermek İçin Oruç Tutmak Şart Değildir

Fitre için oruç tutmak veya bir mazeretten dolayı oruç tutamamak önemli değildir. Oruç tutsun, tutmasın; Ramazan Bayramı’na hayatta ulaşan çocuk-yaşlı, sağlıklı-hasta herkes için “Fitre” verilir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) fitre uygulamasını, orucun farz kılındığı Hicretin 2. senesinde oruçla beraber başlatmıştır. 

عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ:

فَرَضَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ زَكَاةَ الْفِطْرِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ عَلٰى كُلِّ عَبْدٍ أَوْ حُرٍّ صَغِيرٍ أَوْ كَبِيرٍ.

Abdullah İbn Ömer (radıyallâhu anhuma) der ki: 

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) sadaka-ı fıtrı (fitreyi) köle-hür, küçük-büyük (kadın-erkek) her bir Müslüman’a, hurmadan bir sâ’ veya arpadan bir sâ’ olmak üzere farz kıldı.” (Buhârî, Zekât 70; Müslim, Zekât 13; Muvatta, Zekât 51; Tirmizî, Zekât, 35; Ebû Dâvud, Zekât 19; Nesâî, Zekât 30; İbn Mâce, Zekât 21)

Hadis-i şerifteki “farz kıldı” ifadesi fitrenin “vacip” olduğunu bilenler için garip gelebilir. Fakat Hanefî Mezhebi’nde “vacip” teknik bir kavramdır, amelden çok itikadı ilgilendirir. Zira vacibin yapılması farzdır; vacibeamelî farz denilir. Yani vaciplerin yapılması da şarttır. Buradaki ince nüans şudur: Bir insan herhangi bir farzı inkâr ederse, dinden çıkar. Vacibi inkâr eden ise dinden çıkmaz. Farz ile vacip arasındaki temel fark, farzda delilin konuya delâleti net iken, vacipte delilin başka delâletleri, farklı manaları da olabilir. 

Bir evin geçimini sağlamakla yükümlü olan şahıs, -genellikle “baba” olur- hayata gözlerini yeni açmış bebekler dahil bütün aile bireyleri için Bayram namazından önce yerine ulaşmasını dikkate alarak “fitre” öder. Günümüz şartlarında bu ödemenin nakit olarak yapılması daha uygun görünüyor.

Fitrenin Neticesi

Sahabe-i kiramın ilimde ileri gelenlerinden Abdullah İbn Abbas (radıyallâhu anhuma) fitredeki hedefi “çirkin söz ve tavırlardan arınma ve fakirlere yiyecek sağlayıp ihtiyaçlarını karşılama” şeklinde değerlendirir:

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ:

فَرَضَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ زَكَاةَ الْفِطْرِ طُهْرَةً لِلصَّائِمِ مِنْ اللَّغْوِ وَالرَّفَثِ وَطُعْمَةً لِلْمَسَاكِينِمَنْ أَدَّاهَا قَبْلَ الصَّلَاةِ فَهِيَ زَكَاةٌ مَقْبُولَةٌ وَمَنْ أَدَّاهَا بَعْدَ الصَّلَاةِ فَهِيَ صَدَقَةٌ مِنْ الصَّدَقَاتِ.

İbn Abbas’ın (radıyallâhu anhuma) naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur:

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm) fitreyi/sadaka-yı fıtrı, oruçluları gereksiz ve çirkin söz ve tavırlardan arındırmak ve yoksullara yiyecek bir lokma olsun diye farz kılmıştır. Fitreyi kim namazdan önce öderse, bu makbul bir zekât olarak değerlendirilir, kim de fitreyi ödemeyi bayram namazından sonraya bırakırsa, herhangi bir sadaka hükmünde olur.”(Buhârî, Zekât 70; Müslim, Zekât 12-16)

Bu hadis bize, fitrenin fakir ve muhtaçları bayram sevincine ortak etmenin yanında, oruçtaki eksiklik ve noksanlıkları telâfi etme manası da taşıdığını gösteriyor. 

Büyük muhaddis ve fakih Vekî’ b. Cerrah ((ö. 197/812), söz konusu hadisten hareketle, “fıtır sadakası”nı şöyle değerlendirir: “Ramazan ve oruç için “fitre”, namazdaki “sehiv secdesi” gibidir. Namazda bir eksiklik olduğunda “sehiv secdesi” ile namazın eksiği tamamlandığı gibi, fitre ile de oruçta farkında olmadan ortaya çıkabilecek eksikler tamamlanır.”

Fitre”yi Kim Verir?

“Fitre”yi, zekât vermekle yükümlü olacak kadar malı olanlar verirler. Fakat zekât için, imkânın bir sene boyunca olması şart görülürken, fitre için bayrama zengin olarak çıkmak yeterlidir. Bu arada zekât alacak kadar fakir olmayan herkes “sadaka-ı fıtır” ödeyebilir. Eskiden gün görmüş ihtiyarlar fitreyi anlatırken “başımızın gözümüzün sadakası” derlerdi. Durumu aşırı kötü olmayanlar kendilerinden daha zor durumda olanları “başımızın gözümüzün sadakası” düşüncesiyle görüp gözetirlerse, toplumda bir kaynaşma ve dayanışma olacaktır.

Müslümanlar zekât, fitre ve diğer infaklarını öderken, Cenâb-ı Hak’kın kendilerine ikramlarına şükrederek, yükümlülüğü yerine getirme, bir borcu ödeme mantığıyla yaklaşmalı ve netice olarak da yaşadıkları toplumda muhtaç kalmaması hedefine doğru yürümelidirler. Bu hedefi doğrudan, bizzat Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm) göstermektedir:

عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ:

فَرَضَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ زَكَاةَ الْفِطْرِ، وَقَالَأَغْنُوهُمْ فِي هَذَا الْيَوْمِ.

Abdullah İbn Ömer (radıyallâhu anhuma) der ki: 

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) sadaka-ı fıtrı (fitreyi) farz kıldı ve dedi ki: Bugün fakirleri etrafta dolaşarak istemekten müstağni kılın! (ed-Dârakutnî, es-Sünen, 2/153) 

Günlük Ne Yiyorsunuz; “Sizin Fitreniz” Ne Kadar?

Ne kadar fitre verileceği konusunda Müslüman ülkelerdeki ilgili kurumlar her sene güncel miktarlar yayınlıyorlar ki, bu en alt sınırı ifade belirler. Daha fazla vermenin, daha faziletli olacağı açıktır, izahtan vârestedir. 

Fitrenin miktarı konusunda bakılması gereken ölçü, fakir bir kimsenin günlük olarak normal bir yemekle karnını doyuracak miktardır. En iyisi fitre verirken, yemin keffaretinin anlatıldığı âyetin işaretiyle “kendi ailenize yedirdiğiniz orta halli bir yemek” (Mâide sûresi, 5/89) ücreti düşünülmeli. 

Fitre miktarını Kur’ân ve Sünnet’in ruhuna en uygun şekilde hesaplamak için, ailenin aylık mutfak masrafları hesaplanıp bir güne ne kadar düştüğü tespit edilebilir. Bir günlük yemek masrafı “fitre” olarak takdir edilebilir.

Fitre” Kime Verilir?

Zekât verilebilecek herkese, fitre de verilebilir. Zekâtta olduğu gibi, usûl (baba, dede, büyük dede…) ve fürû’a (oğul, torun, torunun torunu…), bakmakla yükümlü olunan birinci dereceden akrabalara fitre verilmez. 

Fitrede öncelik en fazla ihtiyacı olandır. Bu ihtiyaçları karşılayacak olanlar, önce en yakınlardan başlamalı, daire daha sonra genişletilmelidir. Günümüzde dünya küçük bir köy haline gelmiştir. Dünyanın çok uzak bir köşesinde de “komşumuz” diyebileceğimiz insanlar bulunabilir.

Fitre bir kişiye verilebileceği gibi, fakirler arasında paylaştırılabilir de. Bizzat elden verilebileceği gibi, güvendiğimiz kişi ve kurumlar aracılığı ile de fakirlere ulaştırılabilir.

Fitre”yi fıtratımızın bir parçası haline getirebilirsek, verdiğimiz fitreler, diğer hayırlı amellerimiz gibi, âhirette -Allah’ın izni ile- bizim için müspet anlamda şahitlik yapacaktır…


Written by wiseinstitute


Comments

This post currently has no responses.

Leave a Reply









Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial